Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya Vakfiyesi

Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ayasofya Vakfiyesinin Baş ve Son Sahifelerinîn Tercümesi
Aşağıda vakfiyenin baş ve son sahifelerinin tercümesi verilmiştir. Ancak Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nde bulunan Ayasofya ile ilgili Arapça vakfiyenin baş tarafı kesik olduğundan ilk sayfalar Türk ve îslam Eserleri Müzesi 2182 no’da bulunan nüshadan alınmıştır.

Fatih'in Ayasofya Vakfiyesi İlk sayfası

Fatih’in Ayasofya Vakfiyesi İlk sayfası

Bismillahirrahmanirrahîm
Allah’ın en yüce ismiyle başlanır ve onun alî zikriyle başarıya ulaşılır. Hamd Ol Allah’a olsun ki; insan nev’inden bir kısım fertleri irade-i ilahiyyesiyle adalet ve ihsan yolunda gitmeğe tam olarak muvaffak eylemiş; cenneti, ilimler ve hayırlı amellerle nefsini tezkiye edip kemale erdirerek ona tevelli eden abid kullarına layık bir vaki eylemiştir. Onun nimetleri, tahdit ile ihata etmekten yüce ve saymakla hasr etmekten âlîdir. “O öyle bir ilahdır ki, kullar ümitlerini kesmişken feyzini (yağmuru) indirir ve rahmetini her tarafa neşreder; kullarının velisi (sahibi)  ve en çok hamde layık olan Hamid’dir (Şûrâ, 42/28)”. “O, kendisine sadaka-i cariye ile yaklaşmak isteyenlere ecir ve mükâfatını tam olarak vermiş ve onlara kapıları kendilerine tamamen açık olarak altlarından nehirler akan Cennetlerini hazırlamıştır (Sad, 38/50)”.

O Allaha nimetlerine karşılık gelebilecek şekilde bir hamd ile hamd etmek ve bize ettiği  keremine denk olabilecek bir şükürle şükretmek istiyoruz  Bunu yaparken de hakkıyla O’na hamd edebilmekten ve şükrünün hakkını yerine getirebilmekten aciz olduğumuzu itiraf ediyor ve arap ve acemin seyyidi olan Hz Peygamberin söylediği şu kelamı söylemekle yetiniyoruz:  “Seni bütün kusur ve eksikliklerden tesbih ve tenzih ediyoruz. Seni şanına layık bir marifetle tanıyamadık. Ey Allah’ımız! Seni bütün kusur ve eksikliklerden tesbih ve tenzih ediyoruz. Sana nimetlerine karşılık gelecek şekilde sana hakkıyla şükredemedik.

Fatih'in Ayasofya Vakfiyesi'nin son sayfaları

Fatih’in Ayasofya Vakfiyesi’nin son sayfaları

 

Salat ve selam, Allah’ın kendisinin kendi nusreti ve mü’minlerle teyid eylediği; müminlere Allah’ın ayetlerini okuyan, daha evvel açık bir dalalette olsalar bile onlara kitab-ı ilahi olan Kur’an’ı ve hikmeti öğreten; nebi ve resullerin seyyidi olan; Allah’ın “Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik (Enbiya, 21/107)” iltifatina mazhar olan ümmi peygambere olsun. O’nun maddi ve manevî kirlerden uzak ve yüce kalan, Allah’ın kendilerinden maddi ve manevi kirleri giderdiği ve onları manen ve maddeten tathir ettiği zeki ve zarif âline de olsun. Ayrıca, O’nun hayırlı ve büyük olan sahabelerine, iyi ve kerim olan etba’ına da olsun.

Besmele, hamdele ve salveleden sonra; her iz’an ve akıl sahibi olanlar ile edeb ve irfan sahibi bulunan insanlara vazıh ve aşikardır ki, şer’-i sahih (doğru din) ve dürüst akıl göstermektedir ki, insanın ebedî saadeti ve nefsin sermedi siyadeti, kendisi için doğru ve hayırlı olanı bilmesi ve onunla amel etmesidir. Aynı şekilde iz’an ve idraki bütün akıllara gerekli olan şer’-i şerifde burhan (şer’i delil) ile sabittir ki, sadaka-i cariye, en güzel hayrattandır ve özelliklede şer’i işlerde, hakiki ilimler ile kudsi marifetlerin tahsilinde kendisinden yararlanılan sadakalar, en güzel olanlarıdır.

Bütün bu şerh ve ta’yin eylediğim şeyler, tesbit edilen şekilde ve vakfiyede yazılı haliyle vakıf olmuştur; şartları değiştirilemez; kanunları tağyir edilemez; asılları maksatları dışında bir başka hale çevrilemez; tesbit edilen kuralları ve kaideleri eksiltilemez; vakfa herhangi bir şekilde müüdahale Allah’ın diğer haramları gibi haramdır; Levhi, Kalemi, Arşı, Kürsi’yi, gökleri ve yeri koruyan Allah’ın hıfzı ve inayetiyle mahfuzdur; üzerinden süre geçtikte bu vakfı tekid edecektir; zaman yenilendikçe vakfı daha da yerleştireçektir.

Allah’ın yarattıklarından Allah’a ve O’nun rü’yetine iman eden, Ahirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hakim veya mütegallib (zalim ve diktatör) olsun, özellikle zalim ve diktatör idareciler tarafindan tayin olunan, fasid bir tahakküm ve batıl bir nezaret ile vakıflara nazır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyir ve tebdil eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve fonksiyonlarnı ortadan kaldırmak, asla helal değildir.

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen batıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek (temel müesseselerden birinden taviz vermek) ve vakfın bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse; veya şer’-i şerife aykırı olarak vakıfda tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeri’ata ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey taleb ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı
kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini Yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikab eylemiş olur. Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun. «Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve herşeyi bilir.”

Haksız bir şekilde bu vakıflara tağyir, ibdal, tahrif ve ibtal şeklinde müdehale ve tecavüz eyleyen insan, ölümle karşılaştığı anı, sekeratı mevti, kabri müşahede ettiğini ve onun karanlığını, tabutu ve onun içindeki yalnızlık ve vahşeti, münker meleğini ve heybetini,
Nekir meleğini ve onun dehşetli darbelerini, Münker ve Nekir’in sorgulamalarındaki dehşeti, bütün insanların Alemlerin Rabbi’nin huzuruna çıktıkları günde Allah’ın huzuruna çıkacağını, o gün hiçbir nefsin bir diğer nefis için hiçbir şeye malik olamayacağını ve o gün her şeyin dizgininin Allah’a ait bulunacağını hatırlasın.

Ayasofya Vakfiyesi Son Sayfası

Ayasofya Vakfiyesi Son Sayfası

Kim, Allah’ın Kitabı’na ve Resülüllah’ın Sünneti’ne muhalefet ederse, Allah ve Resülü’nün haram kıldığını helalleştirmeye çalışırsa, müslüman kardeşinin vakıflarını bozmaya, hayırlarını tahrip etmeye ve hasenatını iptal eylemeye gayret gösterirse ve müminin hayır müesseselerini fonksiyonsuz hale getirmeye taarruz ederse, artık Allah’ın gadabı ile dönmüş olur; son durağı ve oturağı Cehennem’dir; Cehennem ne kötü bir varılacak yerdir; Allah onun hesaba çekicisi, azabın en azgın olanlarıyla azaplandıncısı ve ikabın kanunlarıyla cezasını vericisidir. “O gün zalimler ileri sürecekleri mazeretleri fayda vermeyecektir; onlar için sadece la’net vardır; onların varacakları cehennem ne kötü bir menzildir.” “O gün her nefis kazandığı günahlar sebebiyle rezil-ü rüsvay olacaktır; o gün zulüm yoktur; şüphesiz Allah hesabı çok hızlı yapandır.”

Bütün bunlardan sonra, vakıfın ecr-ü mükafatı Hayy ve Kerim olan Allah’a, O’nun rahmetine, herkesi kucaklayan ihsanına, nimetine ve büyük fazlına aittir. Hiç şüphe yoktur ki, Allah güzel amel işleyenlerin ücretlerini zayi kılmaz.

Bu vakfiyenin üst kısmında imzası bulunan Hâkim verdiği kararların geçerli olduğu ve verdiği tasdik ve bozma kararlarının meşru kabul edildiği bir durumda, kendi yargı yetkisi sınırları içinde,  bu vakfın belirlenen şekilde sahih ve geçerli olduğuna; vakfiyede zikredilen şartların açıklanan kanunlar mûcebince geçerli ve meşru kabul edildiğine; vakfiyedeki sıfat ve vasıfların dinen gerekliliğine; vakıfın ispat ve nefy ettiklerinin bağlayıcı olduğuna, kesin bir karar ile karar verdi; herkesi bağlayacağına ve vakfın lazım hale; geldiğine  hükmetti; verilen karar üzerine mesuliyetlerini müdrik olarak adil şahitleri şahit gösterdi.

…..bu şer’i hüccetin yazılması ………. de ……. vuku buldu. ……

 (Prof.Dr. Ahmet Akgündüz’ün Kiliseden Müzeye Ayasofya Camii kitabından alınmıştır.)

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

code